Bu seferleri başlatmadan önce tehlike olarak gördüğü, İran Şialarının “Osmanlı’dan ayrı devlet kurun” tahrikleriyle öne sürdüğü Alevileri hizaya getirmesi gerekiyordu.
Planlanan operasyonların psikolojik altyapısı için Aleviler kötülenmeye Allahsız, sapkın ilan edilmeye başlandı o dönem. Fetvalar yayınlandı. Alevilerin “kafir” ,”sapkın”, “dinsiz” gibi kavramlarla birlikte anılmasında bu fetvaların büyük rolü olmuştur.
Sünni kesim bu tazyikle savaşa hazırlanmıştı.
Yavuz Sultan Selim’in şeyhülislamı olan Müftü Nurettin El Hamza’nın 1512 tarihli Kızılbaşlarla ilgili fetvasında katliamlara onay verilmiştir. Bu fetvada, “Kızılbaşlar kâfir ve dinsiz olarak tanımlanmış, onları öldürmenin vacip ve farz olduğu söylenmiştir”
Başka bir fetvada da, Şeyhülislam İbni Kemal “Kızılbaş topluluğu şeri yasalar gereği öldürülmenin helal olacağı ve İslam askerlerinden onları öldürenlerin gazi, bu uğurda ölenlerin ise şehit olacağı” dile getirilmişti.
Yavuz, Çaldıran savaşından önce yabancı tarihçilerin verdiği rakamlara göre binlerce Alevi’nin ölmesine neden olarak gösterilir. Buna muhaliflerinin ölmesine neden oldu desek daha doğru bir beyanda bulunmuş oluruz. Bu ölümlerde rolü olan İdris-i Bitlisi’nin Farsça yazdığı Selimname eserinde ölü adedi vardır. Dolayısıyla Yavuz yanlısı Bitlisinin beyanı inkar gerektirmeyecek açıklıktadır.
Sıra Şah İsmail ile savaşa gelmişti. Şah İsmail ile Yavuz’un ordusu 1514 yılında Çaldıran Ovasında karşı karşıya gelmiştir. Savaşta bölgede bulunan Aleviler Şah İsmail’i, Sünni Şafiler ise Yavuz’u destekledi. Dersim bölgesi de Şah İsmail yanlısıydı. Şafi Palu Beyi Çemşid, Molla İdris-i Bitlisi ve Bıyıklı Memed Paşa’da Yavuz’un önemli destekçileri idi.
(İdris-i Bitlisî “Heşt Behişt” adlı eserinde Osmanlı ordu teşkilatını şematize ederken “Garip Yiğidi” birliğine değinmiş ve bu hususta “Bu cemaatin çoğu Acem Kürdistanı kabilelerinden gelen gençlerden müteşekkil olur. Zira bu Kürt taifesi savaş meydanlarında arslan ve kaplanlar gibi cesaretli olurlar. İtikadı hâlis, cihadda gayretli, dindar ve sünnetlere bağlı olan bu güruh…” şeklinde bahseder. Kürtlerin Yavuz’la beraber savaştıklarını belirtmiştir. Günümüzde ise Türkler ve Kürtler düşman edilmeye çalışılmaktadır)
Savaşta Yavuz’un ordusu, silah donanımı bakımından üstün bulunmaktaydı. Savaş Yavuz’un üstünlüğü ile sona erdi. Savaşta Şah İsmail’de hayatta kalmıştır. İlerlemeye devam eden Yavuz, Safevi başkenti Tebriz’e girmiş ancak bir müddet burada kaldıktan sonra askerleri arasında artan huzursuzluklar nedeniyle geri dönerek Amasya’ya çekilmiştir. Yavuz’un Tebriz’den geri çekilmesiyle de Şah İsmail, kaybettiği toprakları savaşmadan geri almıştır. Savaştan sonra Amasya’ya dönen Yavuz, Doğu Anadolu’da yönetimi Molla Bitlisi’ye vermiş o da kendisine yakın insanları toplayarak Alevilerin kökünü kazıma ve Kızılbaşlara karşı cihat yemini ettirmiştir.
Kıyamete kadar bu acı ile amel etmek zorunda mıyız? Varsa tek taraflı ya da çift taraflı yanlış, ömür boyu sürdürülmek durumunda mıdır? Kan davalı kalmak, handikap alası değil midir? Bununla neyi çözmüştür, hem Sünniler hem de Aleviler? Aleviler ve Osmanlıcılar Yavuz döneminde yaşananları günümüze taşımakla, Cemaat yapılanmaları ya da İnananlar Peygamber Efendimiz döneminde kalmakla, Kemalistlerde 1923’lerde kalmakla amel etmemeli. Hayatın satır aralarındaki sır, günümüzden sonrasındaki çağı yakalamakla açığa çıkabilir.
Yavuz Selim ile Aleviler üzerinden mukayese yapmak, iki inanıştan birini sahiplenip diğerini kötülemek, husumet çıkarmak şuur ve zeka noksanlığıdır. Gereksiz bir tartışmadır. Bize zerre faydası yoktur. Tarihten husumet taşınmaz.
Asırlar öncesinin husumetiyle amel edilmez. Diğer yandan kanaatim Alevilerin gen haritasında o döneme ait bir ihanetin olup olmadığını araştırmanın ve günümüze taşımanın abesle iştigal olduğudur.
Şah İsmail yedi ulu ozandan biridir Aleviler için. Ne onun ne de Yavuz Sultan Selim’in ben tarihteki yerini ve tarihteki zulüm derecesini ve kararlarını sorgulayacak kertede değilim. Bu rahmetli Halil İnalcık ve tarih ansiklopedimiz İlber Ortaylı, Murat Bardakçı, Yusuf Halaçoğlu, Erhan Afyoncu, Mehmet Çelik gibi isimlerin izahına başvurulacak konudur. Şah Anadolu’yu kontrol altına almak, Alevi Türkmen göçebeleri üzerinden nüfuz etmek istiyor. Bunu gören Yavuz, onu tehlike olarak addediyor.
Yavuz kendi yurdunu korumak derdinde belkide.
Ortadan konuşmak çok zor. Kişiyi taraf olmaya itiyor toplum. Objektif tarafsız değerlendirme yapmak sıkıntılı bir durum bu meselede.
Sorun, tarihi bugünkü kavganın sebebi olarak görmektir. Düşünsenize beş yüz sene evvel yaşanmış Çaldıran Savaşı, bugünün insanlarını birbirinden ayırıyor. Sorun tam olarak budur. Asırlar evvel cereyan etmiş meseleden, husumet çıkarmak ne kadar manidardır, “Ülkem İnsanı” için.
Nasıl ki; Kıbrıs kendi kaderini iki “anavatan”ın kaderine göre belirlemeye çalışmış iki milliyetçiliğin kıskacına gark olmuşsa; bu ülkenin kaderini de Yavuz Sultan Selim ve Alevilik milliyetçiliği kıskacına hapsetmemeliyiz.
Rabbim kin tutmaz. Ey insanoğlu Allah ahlakı ile ahlaklanmak istiyorsanız, siz de kin tutmayın. Kindarlık iman noksanlığıdır. Allah, bütünlüğümüzü bozmak isteyen içteki ve dıştaki bedbahtlara fırsat vermesin.
Kaynaklar:
(Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı. Büyük Osmanlı Tarihi, – Hammer )
(İdris-i Bitlisinin Osmanlı ile yaptığı işbirliği üzerine Prof. Martin Van Bruinessen, Ağa, Şeyh, Devlet, kitabında da bu tespitler anlatılmaktadır.)
(Gülağ Öz. İslamiyet Türkler ve Alevilik…Şehabeddin Tekindağ. Yeni Kaynak ve Vesîkaların Işığı Altında Yavuz Sultan Selim’in İran Seferi )
“Kızılbaşlar kavramı, ( Hammer, Joseph, Von. Büyük Osmanlı Tarihi, Cilt II ) “kafir” ,”sapkın”, “dinsiz” gibi kavramlarla birlikte anılmasında bu fetvaların büyük rolü olmuştur.”
(Abdüsselam Uygur. “Kanun-i Şehinşâhî” Tercümeleri..)
II. Beyazıd Ölümü hakkında da bazı tarihçiler zehirlendiğini (Tacü’t-Tevarih eseri , Hoca Sadettin)
Şah Kulu’nu Şah İsmail boğdurtmuştur. ( Reha Çamuroğlu- İsmail, İslam Ansiklopedisi –Şah İsmail maddesi…)
( Nejat Birdoğan – Alevilik ) kitabında ise Şahkulu’nun çarpışmalarda aldığı yaralardan sonra öldüğünü söyler.
Veysi Dündar 7.6.2017 öne sürdüğü Alevileri hizaya getirmesi gerekiyordu.
Planlanan operasyonların psikolojik altyapısı için Aleviler kötülenmeye Allahsız, sapkın ilan edilmeye başlandı o dönem. Fetvalar yayınlandı. Alevilerin “kafir” ,”sapkın”, “dinsiz” gibi kavramlarla birlikte anılmasında bu fetvaların büyük rolü olmuştur.
Sünni kesim bu tazyikle savaşa hazırlanmıştı.
Yavuz Sultan Selim’in şeyhülislamı olan Müftü Nurettin El Hamza’nın 1512 tarihli Kızılbaşlarla ilgili fetvasında katliamlara onay verilmiştir. Bu fetvada, “Kızılbaşlar kâfir ve dinsiz olarak tanımlanmış, onları öldürmenin vacip ve farz olduğu söylenmiştir”
Başka bir fetvada da, Şeyhülislam İbni Kemal “Kızılbaş topluluğu şeri yasalar gereği öldürülmenin helal olacağı ve İslam askerlerinden onları öldürenlerin gazi, bu uğurda ölenlerin ise şehit olacağı” dile getirilmişti.
Yavuz, Çaldıran savaşından önce yabancı tarihçilerin verdiği rakamlara göre binlerce Alevi’nin ölmesine neden olarak gösterilir. Buna muhaliflerinin ölmesine neden oldu desek daha doğru bir beyanda bulunmuş oluruz. Bu ölümlerde rolü olan İdris-i Bitlisi’nin Farsça yazdığı Selimname eserinde ölü adedi vardır. Dolayısıyla Yavuz yanlısı Bitlisinin beyanı inkar gerektirmeyecek açıklıktadır.
Sıra Şah İsmail ile savaşa gelmişti. Şah İsmail ile Yavuz’un ordusu 1514 yılında Çaldıran Ovasında karşı karşıya gelmiştir. Savaşta bölgede bulunan Aleviler Şah İsmail’i, Sünni Şafiler ise Yavuz’u destekledi. Dersim bölgesi de Şah İsmail yanlısıydı. Şafi Palu Beyi Çemşid, Molla İdris-i Bitlisi ve Bıyıklı Memed Paşa’da Yavuz’un önemli destekçileri idi.
(İdris-i Bitlisî “Heşt Behişt” adlı eserinde Osmanlı ordu teşkilatını şematize ederken “Garip Yiğidi” birliğine değinmiş ve bu hususta “Bu cemaatin çoğu Acem Kürdistanı kabilelerinden gelen gençlerden müteşekkil olur. Zira bu Kürt taifesi savaş meydanlarında arslan ve kaplanlar gibi cesaretli olurlar. İtikadı hâlis, cihadda gayretli, dindar ve sünnetlere bağlı olan bu güruh…” şeklinde bahseder. Kürtlerin Yavuz’la beraber savaştıklarını belirtmiştir. Günümüzde ise Türkler ve Kürtler düşman edilmeye çalışılmaktadır)
Savaşta Yavuz’un ordusu, silah donanımı bakımından üstün bulunmaktaydı. Savaş Yavuz’un üstünlüğü ile sona erdi. Savaşta Şah İsmail’de hayatta kalmıştır. İlerlemeye devam eden Yavuz, Safevi başkenti Tebriz’e girmiş ancak bir müddet burada kaldıktan sonra askerleri arasında artan huzursuzluklar nedeniyle geri dönerek Amasya’ya çekilmiştir. Yavuz’un Tebriz’den geri çekilmesiyle de Şah İsmail, kaybettiği toprakları savaşmadan geri almıştır. Savaştan sonra Amasya’ya dönen Yavuz, Doğu Anadolu’da yönetimi Molla Bitlisi’ye vermiş o da kendisine yakın insanları toplayarak Alevilerin kökünü kazıma ve Kızılbaşlara karşı cihat yemini ettirmiştir.
Kıyamete kadar bu acı ile amel etmek zorunda mıyız? Varsa tek taraflı ya da çift taraflı yanlış, ömür boyu sürdürülmek durumunda mıdır? Kan davalı kalmak, handikap alası değil midir? Bununla neyi çözmüştür, hem Sünniler hem de Aleviler? Aleviler ve Osmanlıcılar Yavuz döneminde yaşananları günümüze taşımakla, Cemaat yapılanmaları ya da İnananlar Peygamber Efendimiz döneminde kalmakla, Kemalistlerde 1923’lerde kalmakla amel etmemeli. Hayatın satır aralarındaki sır, günümüzden sonrasındaki çağı yakalamakla açığa çıkabilir.
Yavuz Selim ile Aleviler üzerinden mukayese yapmak, iki inanıştan birini sahiplenip diğerini kötülemek, husumet çıkarmak şuur ve zeka noksanlığıdır. Gereksiz bir tartışmadır. Bize zerre faydası yoktur. Tarihten husumet taşınmaz.
Asırlar öncesinin husumetiyle amel edilmez. Diğer yandan kanaatim Alevilerin gen haritasında o döneme ait bir ihanetin olup olmadığını araştırmanın ve günümüze taşımanın abesle iştigal olduğudur.
Şah İsmail yedi ulu ozandan biridir Aleviler için. Ne onun ne de Yavuz Sultan Selim’in ben tarihteki yerini ve tarihteki zulüm derecesini ve kararlarını sorgulayacak kertede değilim. Bu rahmetli Halil İnalcık ve tarih ansiklopedimiz İlber Ortaylı, Murat Bardakçı, Yusuf Halaçoğlu, Erhan Afyoncu, Mehmet Çelik gibi isimlerin izahına başvurulacak konudur. Şah Anadolu’yu kontrol altına almak, Alevi Türkmen göçebeleri üzerinden nüfuz etmek istiyor. Bunu gören Yavuz, onu tehlike olarak addediyor.
Yavuz kendi yurdunu korumak derdinde belkide.
Ortadan konuşmak çok zor. Kişiyi taraf olmaya itiyor toplum. Objektif tarafsız değerlendirme yapmak sıkıntılı bir durum bu meselede.
Sorun, tarihi bugünkü kavganın sebebi olarak görmektir. Düşünsenize beş yüz sene evvel yaşanmış Çaldıran Savaşı, bugünün insanlarını birbirinden ayırıyor. Sorun tam olarak budur. Asırlar evvel cereyan etmiş meseleden, husumet çıkarmak ne kadar manidardır, “Ülkem İnsanı” için.
Nasıl ki; Kıbrıs kendi kaderini iki “anavatan”ın kaderine göre belirlemeye çalışmış iki milliyetçiliğin kıskacına gark olmuşsa; bu ülkenin kaderini de Yavuz Sultan Selim ve Alevilik milliyetçiliği kıskacına hapsetmemeliyiz.
Rabbim kin tutmaz. Ey insanoğlu Allah ahlakı ile ahlaklanmak istiyorsanız, siz de kin tutmayın. Kindarlık iman noksanlığıdır. Allah, bütünlüğümüzü bozmak isteyen içteki ve dıştaki bedbahtlara fırsat vermesin.
Kaynaklar:
(Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı. Büyük Osmanlı Tarihi, – Hammer )
(İdris-i Bitlisinin Osmanlı ile yaptığı işbirliği üzerine Prof. Martin Van Bruinessen, Ağa, Şeyh, Devlet, kitabında da bu tespitler anlatılmaktadır.)
(Gülağ Öz. İslamiyet Türkler ve Alevilik…Şehabeddin Tekindağ. Yeni Kaynak ve Vesîkaların Işığı Altında Yavuz Sultan Selim’in İran Seferi )
“Kızılbaşlar kavramı, ( Hammer, Joseph, Von. Büyük Osmanlı Tarihi, Cilt II ) “kafir” ,”sapkın”, “dinsiz” gibi kavramlarla birlikte anılmasında bu fetvaların büyük rolü olmuştur.”
(Abdüsselam Uygur. “Kanun-i Şehinşâhî” Tercümeleri..)
II. Beyazıd Ölümü hakkında da bazı tarihçiler zehirlendiğini (Tacü’t-Tevarih eseri , Hoca Sadettin)
Şah Kulu’nu Şah İsmail boğdurtmuştur. ( Reha Çamuroğlu- İsmail, İslam Ansiklopedisi –Şah İsmail maddesi…)
( Nejat Birdoğan – Alevilik ) kitabında ise Şahkulu’nun çarpışmalarda aldığı yaralardan sonra öldüğünü söyler.
Veysi Dündar 7.6.2017